Aras Havzası’nda Nevruz Bayramı

Nevruz; bahar ve bereketi, yeni yıl ve yılın başlangıcını çağrıştırır. Nevruz, Türk kültüründe baharı, yaşama sevincini, su ve kutsal arınmayı, yenilenmeyi, uyanan doğa ile birlikte bolluk-bereketi ve üremeyi simgeleyen anlam ve ögelerle yüklüdür. Geleneksel ve toprağa bağlı her sosyal grubun toprakla ilgili baharı, hasadı ve kışa girişi törenlerle kutladığı şenliktir.

Nevruz, Türk dünyasında, ortak kültürel değer olması yönüyle önemli bir yere sahip olup, Türklük dünyasında ve Anadolu’da ortak inançlarla, ortak heyecanlarla yüzyıllardır Türk kültürüne özgü özelliklerle kutlanılmaktadır. Milletleri meydana getiren temel ögelerden en önemlisi kültür dediğimiz maddi, manevi değerlerdir.

Yüzyıllardır Türk topluluklarının ortak olarak kutladıkları bir bayram olan Nevruz Bayramı, sosyal hayatın tabiatın akışıyla ahenk içerisinde yürümesini sağlamaya yönelik derin bir varlık felsefesi ürünüdür. Bu felsefenin ayırıcı özelliği, varlıktaki uyuma, birliğe ve kaynaşmaya atfettiği önemdir. Bunun toplum hayatındaki tezahürü ise farklılıklardan ziyade benzerliklere, ortak unsurlar üzerinde güçlü bir beraberliğe imkân sağlamasıdır.

Nevruz’un sadece Türk toplulukları arasında değil, Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu’da da çok yaygın olarak paylaşılan geleneksel bir bayram haline gelmiş olması, bu beraberliğin tarih içerisinde gerçekleşmiş olduğunun bir kanıtıdır. Bu aynı zamanda kültürün evrenselleşmesinin de en güzel örneklerinden biridir. Farklı toplumlar bugün bu aynı gelenek etrafında şekillenen, şiirden musikiye, folklardan tarım ve zanaata, zengin bir kültürel mirası paylaşabilmektedirler.

Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği Türk inkılabını iki cümle ile özetlemek gerekirse bunu, yine O’nun iki güzel vecizesi ile yapmak mümkündür. Bildiğiniz gibi O, bir taraftan “Bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır” derken, Diğer taraftan da “Medeniyet öyle bir ateştir ki, ona bigane kalanları yakar, mahveder” diyordu.

Türk halkı kendi benliğine, kendisini millet yapan kültür değerlerine sahip çıkacak; dilinden, tarihinden, kültürel değerlerinden kopmadan, çağdaş medeniyetin bütün gereklerini bilen, anlayan; bilimi, tekniği, teknolojiyi kavrayan, çağın medeni değerlerine göre yaşayabilen bir millet olacaktı.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk; 10. Yıl Nutkunda ifade ettiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temeline bir milli harç olarak “Yüksek Türk Kültürü” nü koyarken de, aynı konuşmasında, “Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız” derken de, vurgulayarak üzerinde durduğu iki temel konu vardı. “Milli Kültür” ve ” Çağdaş Medeniyet”. Çünkü Atatürk, ortak kültürün, millet olma açısından ne kadar hayati bir unsur olduğunu çok erken idrak etmiş nadir insanlardandı.

Artık, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan geniş bir alanda Türk dilini konuşan, Türk soyundan gelen, sayıları 300 milyonun üstünde büyük bir Türk Dünyasının varlığı inkâr edilemeyecek bir vakıadır. Bu varlık, “Divan-ü lügat-it Türk’e göre 21 boydan ibarettir. Ancak, bu 21 boyun hepsi, bu büyük, ulu çınarın birer dalıdır. Bunların hepsi aynı kökten, aynı ağaçtan güç ve kudret almaktadır. Böylece 11 milyon kilometre kare, Avrupa’nın iki misli coğrafyada, kimsenin zorlamasıyla değil, tarihin koyduğu şartlarla “biz aynı kökten geliyoruz” diyen, “biz dildaşız” diyen, “biz dindaşız” diyen, “biz soydaşız” diyen, bizim ninnilerimiz bir, destanlarımız bir, ananelerimiz, göreneklerimiz bir” diyen, “efsanelerimiz bir” diyen 250 milyon insan meydana çıkmıştır.

Her milletin kendine özgü bir kültürü, milli bir ruhu ve bunların bağlandığı biz öz kökü vardır. Azerbaycanlı şair Vahapzade bunu çok güzel açıklıyor.

“Ağaçlar

Kök üstünde boy atır

Ucalır.

Ağaçlar,

Kökünden güç alır.

Dünyada her şeyin kökü var. Kökü var,

Toprağın, kışın da…

Adam’sa kökünü

Gezdirir başında.”

 

Nevruz, Türkler tarafından diğer fonksiyonlarının yanında bir kurtuluş günü olarak algılanır yani; Ergenekon’dan çıkış günü olarak idrak edilir ve Ergenekon Efsaneleriyle bağlantılı olarak değerlendirilir. İşte Ergenekon’dan ayrılış tarihi, yeni yılın da başlangıç tarihi olarak kabul edilerek, daha sonraki Göktürk Hakanları her yıl bu tarihte kızdırdıkları demiri örs ve çekiçle döverek, o günü simgeleştirirler. Bu tarih Türkler için bir kurtuluş günü olarak kabul edilir ve doğadaki dirilişle özdeşleştirilir. Bugün gece ile gündüzün eşit olduğu Miladi 22 Mart, Rumi 9 Mart gününe rastlamaktadır. Nevruz, bir başka söyleyişle Yenigün tabiatın kıştan kurtuluşunun bolluk ve berekete kavuşmanın simgesi olma yanında, toplumların yaşamlarındaki hareketliliklerin, başlangıçların ve dönüm noktalarının da ifade edildiği bir gün olarak kabul edilir.

Aras Havzasında Nevruz bayramı, yüzyıllardan beri bütün canlılığı ve görkemliliğiyle aileler arasında kutlanmaktadır. Bayram hazırlıkları çok önceden başlamakta, tabiatın canlanışı ile manevi diriliş birlikte anılmaktadır.

Aras Havzasında kış ayı üç döneme ayrılır. Büyük Çile, Küçük Çile ve Nevruz olarak adlandırılır.

Büyük Çile, gecenin en uzun olduğu 21 Aralıktan sonra gelen 40 günlük süredir.

Küçük Çile, Büyük Çilenin bitiminden sonra gelen 20 günlük süredir. Küçük Çilenin bitiminden sonra Nevruz ayı başlar.

Aras Havzasında Mart ayının başlaması ve havaların ısınmasıyla birlikte bayram hazırlıkları da başlar. Ev ve çevre temizliği yapılır. Yine bayram hazırlıklarına esas olmak üzere yumurta boyama geleneğinin ayrı bir yeri vardır. Kırmızıya boyanan yumurtalar tokuşturulur. Iğdır yöresinde, baharın gelişi birtakım değişik oyunlarla da ifa edilir. Bunların içinde “Kosa kosâ” ve keçi oyunu dikkate değerdir. Kosa oyununun ana teması şudur: Kosa, kış mevsimini temsil etmektedir. Keçi ise bahar mevsimini. Kosa’nın ölmesiyle kış mevsimi sona ermekte, keçinin galibiyetiyle de baharın gelişi müjdelenmektedir.

Nevruz bayramının idrakinden önce “Kabir üstü” veya “Ölü bayramı” diye adlandırılan güzel bir gelenek de vardır. Bayramdan bir önceki haftanın Salı ve Perşembe günleri, yöre sakinleri, mezarlıklara giderek, ölülerini Fatihalarla yâd ederler. Mezarlıklarda Kur’an okunduğu gibi, eski tahrip olan mezarlar tamir ettirilir. Yeni ölenlere de mezarlar yaptırılır.

Bayram gelenekleri çerçevesinde, İğdır’da, “Baca baca” denilen bahçe ve sokaklarda ateş yakılarak üstünden üç defa atlama geleneği de vardır. Yakılan ateşte özellikle bayramdan önceki son çarşambada, bu gelenek daha canlı bir şekilde icra edilir. “Ağırlığım, uğurluğum odlara” denilerek bu merasimin gereği yerine getirilmiş olur. Yeni yılın son çarşambasında, bayram kutlamaları çerçevesinde “Yeddi levin” adı verilen yedi çeşit meyve ve çerez alınarak aile bireyleri ve akrabalar arasında pay edilir. O anda evde bulunmayan aile bireyinin payı ayrıca muhafaza edilir.

Nevruz bayramı kutlama âdetlerinden birisi de bayramdan bir gün önce “kulak asmak” veya “kapı pusmak”dır. Komşu veya akrabalar, gerçekleşmesini arzu ettiği bir niyet tutarak, dinlemek istediği ev sakinlerinin haberi olmadan, gizlice dinlemeye başlar. Duyulan ilk kelime veya cümle tutulan niyetin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği için bir ölçü kabul edilir. Bunun içindir ki Nevruz günlerinde kötü söz söylenmemeye özen gösterilir.

Aras Havzasında Nevruz kutlamalarının birisi de genç kızlar bir araya gelerek “suya iğne satmak” ve “suya yüzük atma” oyunu oynamalarıdır. Ayrıca bayramdan bir gün önce gerçekleştirilen “mendil atma, desmal atma veya şal atma” diye isimlendirilen bir gelenek de vardır. Kapı kapı dolaşanlar ellerinde getirdikleri mendilleri ve şallarını açık kapıdan, pencereden içeri atarlar. Ev sahibi, evin içine atılan mendili alarak, içine bir hediye koyarak iade eder.

Aras Havzası Nevruz kutlamalarında şu etkinlikler yapılır:

1-Evler yeniden temizlenir, boya-badana yapılır, bahçeler temizlenir, hah ve kilimler yıkanır.

2-Aile fertlerine imkânlar ölçüsünde bayramlıklar alınır ve giydirilir.

3-21 Mart’tan iki hafta önce semeni ekilir ve yetiştirilir.

4-Yeddi-Levin denilen en az yeddi çeşitten oluşan çerez ve meyve alınır.

5-Fakir ve yoksullara yardım edilir ve giydirilir.

6-Küs olanlar barıştırılır.

7-Hasta ziyaretlerine gidilir.

8-Baca baca yapılır. (Ateş yakılıp üzerinden atlanır.)

9-Kapılarda kulak asılır.

10-Yumurtalar kırmızıya boyanır ve tokuşturulur.

11-Bacalardan şal sallanır. (Kapılara şal atılır)

12-Çeşitli eğlenceler düzenlenir

13-Nevruzda Nişanlı kıza nevruz hediyesi götürülür.

14-Nevruzda küfür edilmez

15-Nevruzda eşe, dosta şefkat gösterilir.

16-Nevruzda tatlı dağıtılır.

17-Nevruz günü başkası hakkında konuşulmaz.

18-Nevruz günü kavga edilmez.

19-Nevruzda korkak insanların gizlice üzerlerine su dökerler.

20-Nevruz günü düşmanlıklar sona erdirilir.

Nevruz bayramı yıllarca aileler arasında coşkulu bir şekilde kutlanırken, 1995 yılından itibaren Iğdır’da uluslararası olarak resmi tören niteliğinde kutlanmaya başlandı.

Nevruz Bayramı Etkinliklerinin Kısa Açıklamaları:

Kırmızı Yumurta:

Nevruz Bayramı kutlamalarının en güzel örneklerinden biri kırmızı yumurta boyama geleneğidir. Yumurtalar soğan kabuğunda su içerisinde kaynatıp tokuşturulur. Yumurtası kırılan yumurtasını karşı tarafa verir. Nevruz Bayramına 15 gün kala kırmızı yumurta boyaması başlar.

Yumurtanı göyçek, güllü boyardık,

Çakkışdırıb sınanların soyardık,

Oynamakdan birce meğer doyardık,

Eli mene yaşıl aşık vererdi,

İrza mene novruz gülü dererdi.

 

Ahir Çerşembe: (Son Çarşamba)

21 Marttan önceki Salı gününü Çarşamba gününe bağlayan geceye ahır “Ahir Çerşembe” yılın ahir tek günü denilir. Bu gecede evlerin bahçelerinde köy ve mahalle meydanlarında öbek öbek ateşler yakılır. Bahçelerin temizliği için toplanan çöp ve kuru otlar yakılıp ateşe verilip yakılır. Ahir Çerşembe günü kötü söz söylenmez, Çirkin hareketler sergilenmez. İnsan güneş gibi açılmalı, fikri, isteği, davranışı tazelik içinde olmalıdır. Ahir Çerşembe günü yeni elbiseler giyinmeye özen gösterilir. Bayanlar kırmızı giymeye özen gösterirler.

 

Yeddi Levin:

Yeddi-Levin yeddi çeşit demektir. Nevruz Bayramının en önemli etkinliklerinden biridir. Yeddi-Levin en az yedi çeşit meyve veya çerezi bir araya getirip karıştırmaktır. Aile reisi maddi durumu ölçüsünde çerez ve meyveleri alır. Akşam yemekten sonra büyükçe bir sofraya konulur, karıştırılır ve pay edilir. Çerezlerin içinde ceviz, fındık, fıstık, kuru üzüm, incir, akide şekerler ve lokum çeşitleri muhakkak bulunur. Aile fertleri arasında paylar ayrılırken ailenin gurbette ve askerlikte olanları için hatta hamile olanların bebekleri için de ayrılır. Ailenin bireyleri bayram dolayısı ile anne-baba evinde toplanır ve paylarını alırlar. Ancak, uzakta olanların payları saklanır. Ne zaman gelirlerse o zaman kendilerine sunulur.

Kulak Asmak/Gapı Pusmak/Niyet Tutmak:

Yeddi Levin gecesi aynı zamanda kapıların dinlendiği gecedir. Buna halk arasında “gapı pusmak” veya “kulak asmak” denilir. Bu iş yapılırken bir niyet tutulur ve yakın komşuların evi gizlice dinlenilir. Evde konuşulanlar eğer olumlu sözler ise tuttukları niyetlerinin yerine geleceğine inanılır. Yeddi-Levin yapıldığı akşamlar özellikle çok olumlu sözler ve güzel konuşmalar yapılmasına dikkat edilir.

Subaşı Etkinlikleri:

1-Suya İğne Salmak: Genellikle aynı yaşta olan genç kızlar bir araya gelerek su dolu bir leğenin içine deliklerine pamuk geçirilmiş iki dikiş iğnesi bırakılır, su karıştırılarak dalgalandırılır. Ayrı köşelere bırakılmış iğneler birbirlerine yanaşırsa tutulan niyette evlilik olacaktır anlamına gelir. Bu durum oraya toplanan bütün kızlar için ayrı ayrı niyet tutularak yapılır.

2-Suya Yüzük Salmak: Su dolu olan kap içine kime ait oldukları belli olan yüzükler atılır. Bu yüzükler görevlendirilen biri tarafından sudan çıkarılırken bir taraftan da maniler okunur. Her maninin kendisine özgü bir manası mevcuttur. Sudan çıkarılan yüzük sahibini temsil eder. O anda okunan mani de o kişiye ait sırları ele vereceğinden yapılan etkinlik daha çekici, zevkli ve eğlenceli bir ortam meydana getirir.

Bacadan Şal Sallamak/Kapıya Mendil Atmak:

Eskiden köy evlerinin üzerlerinde bir baca bulunurdu. Bu baca evin havalanmasına yardımcı olmak için yapılırdı. Fakat bu bacanın gelenekte ayrı bir yeri ve görevi şal sarkıtılan yer olmasıdır. Çarşamba gecesinden sonra komşulardan bazıları gizlice evin damına çıkar ve görünmeden renkli şalını bacadan içeriye sarkıtırdı. Bunun anlamı bayramlığımı istiyorumdur.

Ev sahibinin şalın kime ait olduğuna bakmaksızın içine bayramlık koyar ve şalı bağlayıp sahibine iade ederdi. Yakın komşular bazen şalların kime ait olduklarını bildikleri için verilecek bayramlıklara daha çok özen gösterilirdi. Şalın ucuna bağlanan hediyeler Yeddi ­Levin yanında önceden evin genç kızları tarafından hazırlanan güllü çoraplar, kenarı işlenmiş ipek mendiller ve kırmızı yumurtalardır. Bu gelenek şimdi şu şekilde sürdürülür. Kapların önüne mendil atılıp kapı vurulur veya zile basılır. Ancak kapı açıldığında sadece kapının önünde mendil gözükür. Çünkü mendili bırakan gizlenmektedir.

Şal istedim men de evde ağladım,

Bir şal alıp tez belime bağladım,

Gulam gile kaçtım, şah salladım,

Fatma hala mene çorab bağladı,

Han nenemi yada salıb ağladı.

 

Baca Baca:

Bu akşam her yerde ateş yakılır ve yakılan ateşin üzerinden yaşlı, çoluk-çocuk herkes atlar. Yakılan ateşin alevleri arasından gençler atlarken de maharetlerini sergilerler. Alevlerin arasından atlanırken yine niyetler tutulur. Bu atlamayla hastalıkların kaybolacağına, dertten beladan temizleneceğine inanılır. Ateş üzerinden atlanırken şu mani söylenilir.

Ağrım uğrum tökülsün,

Oda tüşüp kül olsun,

Yansın alev saçılsın,

Menim baktım açılsın.

Semeni Yetiştirmek:

Semeni al meni

Her yazda sen

Yada Sal meni…

İlde göyerderem seni,

Semeni, sazana gelmişem,

Uzana uzana gelmişem.

Yöre halkının geçmişten gelen bir geleneği de semeni yetiştirmektir. Ağpirçeylerin dediklerine göre yaz arzusu, bereket nişanesi yetiştirilen semenidir. “Çölün şahta, boramna”, “toprağın kış uykusuna”, “insanın yaz arzusuna” karşılık olarak sinilerde semeni göyertilir. Nevruza üç hafta kala semeni hazırlanır. Semeni yeşil yeşil göğerdikçe insanların da niyet ve arzuları gerçekleşir.

Buğday veya arpa tohumları alınıp yıkanır. Islatıldıktan sonra bir tabağa yerleştirilir. Odalarda sıcak ortamlarda korunur. Buğday tohumları bir iki haftada yeşerir ve boyu 12-15 cm’ye kadar uzat Daha sonra kurdele ile süslenir. Semeni yetiştiren kimse temiz ve yıkanmış olması gerektiğine inanılır. Temiz olmayan tarafından ekilen semeni yeşermez, tohumların çürüyeceğine inanılır. Semeni yetiştikten sonra kızlar bir araya gelerek suyunu çıkarır, ezer ve helvası pişirilir. Bu işi eğlence ortamında yaparlar, söyleyip oynarlar. Semeni ocakta pişerken kızlarda kendi aralarında eğlenirler.

Kabir Üstü Ziyaretleri:

Yörede 21 Nevruz Bayramı haftasında köylerde Tek (Salı) günü, şehir merkezinde Cüme Akşamı (Perşembe) günü kabir üstüne çıkılır. Kabir ziyaretlerine topluca gidilir. Mezarlar onarılır. Kuran-ı Kerim’den ayetler okutulur. Çeşitli ihsanlar verilir.

Iğdır Yöresinde kış, üç döneme ayrılır. Bunlar Büyük Çile, Küçük Çile ve Nevruz olarak adlanılır.

  • Büyük Çile: Gecenin en uzun olduğu 21 Aralıktan sonra gelen 40 güne “Büyük Çile” denir. Takvim bilgisi bakımından 21 Aralık-30 Ocak günleri “Erbain” olarak `adlandırılır.
  • Küçük Çile: Büyük Çilenin bitiminden sonra gelen 20 güne “Küçük Çile” denir. Genelde 30 Ocaktan baharın başlangıcı 22 Marta kadar olan süre “Hamsin” olarak bilinir. Küçük Çile’nin onuncu günü “Hıdır Nebi” olarak adlandırılır. Hıdır Nebi günü kavrulmuş buğdaylar el değirmeninde çekilerek öğütülür. Hazırlanan un bir kaba bırakılır. O gece Hıdır Nebi’nin eli değecek ve bereketin artacağına inanılır. Hazırlanan bu unun içerisine şeker, bal veya pekmez katılıp yoğrulur. Yuvarlak halinde hazırlanır ve ikram edilir.
  • Nevruz Ayı: Küçük Çilenin bitimi itibarıyla Nevruz Ayı başlar.

Honçalı nevruz gelir,

Gonçalı nevruz gelir,

Sürme çekin gaşına,

Noğul sepin başına,

Tongaları odlayın,

Tüfenkleri hodlayın

Honçalı nevruz gelir,

Gonçalı nevruz gelir.

Kar Çiçeği:

Baharın geldiğini ilk olarak kar çiçeği haber verir. Kar çiçeğini önce çobanlar görür. Kıştan “bezara gelmiş” çoban yamaçta kar çiçeğini görünce baharın geldiğini anlar ve sevinerek çomağını taşlara vurur. Kar çiçeği baharın etkisiz güneşini görünce erimeye yüz tutmuş karların arasından güney kısımlarda yeşerir. Kısa bir yaşamı olan kar çiçeğinin birkaç günlük ömrü vardır.

Boz Ay:

Rivayete göre geçmiş zamanlarda aylar yokmuş. Bu nedenle yılın günleri birbirine karışırmış. Yılın günlerini aylara ayırmışlar. Aylara 32 gün düşer, ancak “Boz Aya” a 14 gün düşmüş. Boz Ay bu duruma küser. Diğer aylar Boz Ayı küstürmemek için kendilerinden birkaç gün Boz Aya verirler. Boz Ay 28 gün olur. Yılın her ayından gün aldığı için Boz Ayın her günü bir başka havada geçer. Bir gün güneşli, bir gün yağmurlu, bir gün bulutlu… Güneşli bir günde uyanan, çiçek açan ağaçları başka bir günde oluşan zamansız soğuklar sonucunda meyvesiz bırakır. Ekinleri “şahta vurur”. Yöre insanları Boz Aydan etkilenmemek için haftanın çerşenbe (Çarşamba) günlerinde Boz Ayı hoşlukla göndermek için gülüp, eğlenirler. İnanışa göre “ahir çerşenbe” günü sular tazelenir. Bu nedenle “güzeller senek alıp bulag (pınar) başına gider orada türkü söyleyip, oyun oynayıp eğlenirler.”

Çerşenbe gününde çeşme başında,

Gözüm bir alagöz hanıma düşdü.

Atdı müjgan ohun geçdi sinemden,

Naz-ı gemzeleri zanıma düşdü.

Ahir çerşenbe günü yine ateşler yakılır ve “ağırlığım, uğurluğum tökülsün” denilerek üstüfielen atlanır. Yılın ağırlığı, acısı, uğursuzluğu “adamın yahasmdan el çekip” oda düşerek yanan Ve insanlar her türlü olumsuzluktan temizlendiklerine inanırlar. Bazı kesimlerde “Ahır çerşenbe günü” üzerlik yakılır. Ahır çerşenbe günü yeddi levinden pay ayırarak fakir kimselere verildiğinde bir pay on pay olacağına inanılır. Boz Ay, Şubat Ayının 21’inde başlar.

KOSA KOSA

Nevruz bayramında yapılan en güzel oyunlardan biridir. Gençler ve özellikle çocuklar tarafından çok sevilir. Kosa oyununda kosa olacak kişiye ceketi ters giydirilir veya varsa bir kürk ters giydirilir. Başına deriden bir papak geçirilir. Yüzü-gözü unlanır. Boynuna zingorov (çan) takılır. Göbekli olsun diye karnına elbisesinin altından yastık bağlanır. Eline bir çömçe verilir. Kapı kapı gezdirilir, çoluk-çocukları eğlendirir ve pay toplarlar. Kosanı gezdirenler maniler söylerler.

Bazen de iki kişi kosa olur. Karınlarına yastık bağlarlar. Ellerine de birer değnek alırlar. Keçi kıyafetine bürünmüş bir adam ortaya çıkar. Keçinin yanında da sahibi vardır.

Sonuç olarak milli birlik ve beraberliğin, birlikte yaşama isteğinin güçlenmesi ve dayanışmayı sağlama adına, bolluk ve bereketin işareti Nevruzun ülkemizde ve dünyada güzelliklere ve barışa vesile olmasını dilerim.

Kaynak: Kars-Ardağan-Iğdır Kalkınma Vakfı, KARS Dergisi 5. Sayı

Yorum yapın

Emailiniz görünmeyecek. Doldurulması zorunlu alanlar *

*