“Kars” Adının Kökeni

Oldukça stratejik bir konumda bulunan Kars Kalesi ve kenti, Doğu Anadolu, Kuzeybatı İran ve Güney Kafkasya bölgeleri arasında yer almaktadır. Gerçek anlamda bir kilit noktasında bulunmasından dolayı Kars Kalesi ve kenti, hemen her çağda askeri ve ticari önemini korumuştur.

Yüksek bir kayalık tepe üzerinde bulunan Kars Kalesi, hem Güney Kafkasya’dan, hem de Kuzeybatı İran üzerinden gelen ticaret yollarını koruyan çok stratejik bir öneme sahiptir. Örneğin Orta Asya içlerinden başlayan ve Hindistan, Afganistan, İran üzerinden kuzeyde Ani ve Kars’a gelen bu ünlü ticaret yolu, batı yönünde Erzurum üzerinden Trabzon’a ulaşmaktadır. Bu ünlü kara ticaret yolu Erzurum – Erzincan – Sivas üzerinden Orta Anadolu içlerine ulaştığı gibi, özellikle çok daha elverişli ve kolay olan Trabzon Limanı üzerinden, deniz yoluyla İstanbul’a ulaşmaktaydı. Bu elverişli özelliklerden dolayı Kars Kalesi ve kenti, hemen her çağda bölgenin ekonomik ve kültürel gelişmesinde en önemli tarihsel rolü oynamıştır.

Kars Bölgesi’nin ilk kez yazı ile tanıştığı Urartu Krallığı döneminde, Kars adının ne olduğunu çivi yazılı belgelerin eksikliği yüzünden şimdilik bilemiyoruz. Ancak Kars Kalesi, Urartu Krallığı’ndan önce bölgede egemenliğini sürdüren Diauehi Ülkesi’nin sınırları içinde bulunmaktaydı. Yani Kars Bölgesi’nin ilk adı, M.Ö. 12.yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Assur belgelerinde Daiaeni, M.Ö. 9.yüzyılın ilk çeyreğine ait çivi yazılı Urartu belgelerinde ise, Diauehi olarak geçmektedir.

Şimdiki bilgilerimize göre, bölgedeki ilk krallık olan Diauehi’ nin coğrafi sınırları, Horasan’ın doğusundan başlamakta ve Sarıkamış-Kars Bölgesi’ne kadar uzanmaktadır.

Bir kartal yuvasını andıran Kars Kalesi, tıpkı Ani Kalesi ve kenti gibi, Erken Demir Çağı’nda bir kalenin kurulması için tüm elverişli topografik özellikleri bünyesinde toplamıştır. Batısı ve güneyi Kars Çayı’nın açtığı derin vadi ile sınırlandırılan, andezitten oluşan sarp ve yüksek kayalığın üzerinde, savunma duvarlarının koruduğu mimari yapılar bulunmaktadır. Doğu – batı doğrultusunda uzanan ve kabaca dikdörtgen bir biçim gösteren kayalığın yalnızca doğusu, yayvan teraslar halinde alçalmaktadır. Kars Kalesi sahip olduğu bu stratejik konumu ile Doğu Anadolu ve Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti topraklarındaki Erken Demir Çağı savunma kaleleri ile çok büyük bir benzerlik göstermektedir. Bilindiği gibi Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde M.Ö. Ibin yılın başlarına tarihlenen Erken Demir Çağı’na ait savunma kalelerinin başında, Akçakale, Kars Kalesi ve özellikle Ani gelmektedir.

Diğer Erken Demir Çağı kalelerinde olduğu gibi, halkın oturduğu sivil yerleşim merkezi de, kalenin elverişli ve korunaklı olan güney eteklerinde yer almaktadır. Kale ve sivil yerleşim merkezinin geleneksel konumu, 19.yüzyılın sonlarına kadar varlığını korumuştur.

Kars Bölgesi, M.Ö.8. yüzyılın ilk çeyreğinde Urartu krallarından Menua (M.Ö. 810-786) ve özellikle oğlu I. Argişti (M.Ö. 786 – 764) döneminde yapılan birçok askeri sefer sonucunda, Urartu Devleti’nin topraklarına katılmıştır. Kars Bölgesi, Urartu Krallığı’nın M.Ö.7. yüzyılın sonlarında Kafkasya’ dan bir çekirge sürüsü gibi gelen İskitler tarafından yıkılmasına kadar, Urartuların egemenliği altında kalmıştır.

Bölgedeki diğer kaleler gibi, Kars Kalesi de, M.Ö.8.yüzyılın ilk çeyreğinde Urartu Krallığı’nın başkentini oluşturan Tuşpa’dan (Van Kalesi) atanan valiler tarafından yönetilmiştir. Urartu Krallığı zamanında kalenin daha da büyütüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak kalede yapılan anıtsal savunma duvarları ile diğer mimari yapıların kalıntıları, yüzlerce yıldan beri yapılan onarım ve genişletme çalışmaları sırasında, tahrip edilmiştir. Kars Kalesi’nde Urartu Krallığı’ndan günümüze kadar gelen tek kalıntı, kayalığın kuzey batısındaki mezar odasıdır. Kayalık içine oyularak yapılan ve büyük ölçüde tahrip olan mezar odası, Hasankale Kalesi’nde bulunan mezar odası ile benzerlik göstermesine karşın, ondan çok daha küçüktür.

Eski Çağda Kars Bölgesi’ne verilen ikinci isme, Amasyalı coğrafyacı Strabon’un (M.Ö.64 – M.S.19) Geographika adlı eserinde rastlamaktayız. Strabon’un 17 kitaptan oluşan Evrensel Coğrafya adlı ünlü eserinde, Kars Bölgesi “Corzene” olarak tanımlanmaktadır. Bu deyim daha sonra anıtsal kaleye verilecek olan “Kars” kelimesinin ilk benzeri olması bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır.

Bugünkü Kars adı ile özdeşleşen “Charsa”, “Chorsa” adları, ilk kez 2.yüzyılda antik devrin son büyük coğrafya yazarı Ptolemaios’un Geographike Hyphegeseis (Coğrafya Kılavuzu) adlı eserinde görülmektedir.

Ptolemaios, Mathematike Syntaksis (Matematiğin Sistemi) adlı eserinde ise, kendi dönemine kadar yapılan astronomi çalışmalarını çok başarılı bir şekilde özetlemiştir. Bu değerli kitap, Orta Çağ bilimi üzerine o kadar derin bir etki yapmıştır ki, hem batı dillerine, hem de Arapça’ ya çevrilmiş ve Ptolemaios, İslam Dünyası’nda “Batlamyus” adıyla tanınmıştır.

Bizans Devleti’nin imparatorluk tarihçisi Constantin Propyhrogonetus’un 192 yılında yazmış olduğu eserinde, Kars Kalesi ve şehrinden söz edilmektedir. İlginçtir ki, Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nin bu ünlü kalesi, bundan sonra artık Kars adıyla anılmaktadır. 8. yüzyıl Ermeni tarihçisi Levond, eserinde 722 yılı olaylarını anlatırken, Kars şehrinden “Karuç” – “Karutz” adıyla söz etmektedir. 10. Yüzyıl tarihçisi Johannes Katkalikos, Divin Türk Emiri Afşin’in Vanand Bölgesi’nde “Karutz Kalesi”ni kuşattığını belirtmektedir.

10. yüzyılın başlarında kitabını yazan Ermeni tarihçi Thomas Artsruni, Kars’ı “Karuç” – “Karutz” olarak adlandırmaktadır. Karuç (Kars) adına, yine 11. Yüzyıl Ermeni tarihçilerinden Stephanos Asolik’in eserinde de rastlanılmaktadır. Ancak 11. – 13. yüzyıllar arasındaki Gürcistan tarihinin anlatıldığı Ermenice yazılmış bu kitapta, bu önemli kale artık “Kars” olarak geçmektedir.

Görüldüğü gibi Kars adının Ermenice ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Önce Anadolulu ünlü coğrafyacı Strabon bölgeyi “Corzene”, daha sonra Ptolemaios kenti “Charsa” ve Bizans’ın İmparatorluk tarihçisi Constantin Propyhrogonetus da, “Kars” olarak adlandırmışlardır.

Anlaşılacağı kadarıyla Kars Bölgesi ve onunla özdeşleşen kalesi, günümüzden 3200 yıl öncesine değin uzanan tarihsel olaylara tanıklık etmiştir. Kars adı da yaklaşık olarak, 2000 yıldan beri Kafkasya ve Anadolu’da değişmeden kullanılmaktadır.

Kafkasya ve Anadolu topraklarında bölge ve kale ile özdeşleşerek Kars adını alan ve tarihsel olayları bizzat yaşayan bu kadar eski bir kent adına (Van dışında) şimdilik rastlanılmamaktadır.

Anadolu’da birçok Orta Çağ ve Osmanlı Devleti Kalesi gibi, Kars Kalesi de iç ve dış olmak üzere iki güçlü savunma duvarıyla çevrilmiştir. Ayrıca iç kale, farklı savunma duvarlarıyla güçlendirilmiştir. Ana giriş kapısı olan “Bayram Paşa Kapısı”, doğuda aynı ismi taşıyan Bayrampaşa Mahallesi’ne açılmaktadır. Güney yönünde bugünkü modern Kars kentine açılan “Orta Kapı” ve batıda Kars Çayı’nı aşan ünlü Taş Köprü yakınındaki “Su Kapısı” bulunmaktadır. İç Kale’nin en önemli kapısı, güneybatıda yer almaktadır. Erken dönem Urartu kale kapılarının tasarım yönünden bir benzerini oluşturan bu ünlü kapı, günümüzde de yoğun olarak kullanılmaktadır. Kaleyi çevreleyen dış surlar da, tıpkı iç surlar gibi bölgede oldukça zengin olarak bulunan andezit taşından güçlü bir biçimde yapılmıştır.

Kars ve onunla özdeşleşen anıtsal kale, Kuzeydoğu Anadolu’da çağlar boyunca tarihsel olaylar ile bütünleşen yerleşim merkezlerinin başında gelmektedir. Anadolu’da birçok yerleşim merkezi Kars adını taşıyorsa da, hiçbir yerleşim merkezi Kars ve onu simgeleyen anıtsal kale kadar tarihsel olayları yaşamamış ve tanıklık etmemiştir. Kars ile özdeşleşen tarihi kale, o denli anıtsal ve görkemli bir görünüme sahiptir ki, burayı ziyaret eden yerli ve yabancı tüm araştırmacı ve seyyahları derinden etkilemiştir.

1647 yılında Kars’a gelen ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi, Kars Kalesi hakkında oldukça ayrıntılı ve yararlı bilgiler vermekte ve kaleyi, Anadolu’yu İran’a karşı koruyan bir “serhat kalkanı” olarak tanımlamaktadır.

1819 yılında Kars’a gelen İngiliz seyyah, kaşif ve aynı zamanda ressam olan Robert Ker Porter de, Kars Kalesi’nin anıtsallığı konusunda şu ilginç cümleleri yazmaktadır. “…Bu geniş ve heybetli vadide Kars şehri bulunmaktadır. Şehrin bulunduğu alanın kuzeydoğusunda ve yalçın kayalık tepenin doğusunda, çok uzun bir geçmişe tanıklık eden kale yükselmektedir. Şehrin duvarları doğu ve batıya düzgün bir satıhta uzanır. Belki de Asya’da tahkimli şehirler içinde, bundan daha kusursuz ve ilginç bir örnek gösterilemez…”.

1829 yılında Kars’a gelen Rus edebiyatının ünlü şair ve yazarı Aleksandr Puşkin, Kars Kalesi için şu önemli bilgiyi vermektedir: “… Erişilemez savunma mevzilerine ve yalçın kayalıklar üzerine kurulmuş olan kaleye baktıkça, Kars’ı nasıl ele geçirebildiğimize şaşırıp kalıyorum…”

Tarihsel olaylar ile bütünleşen Kars Kalesi, savaşlarda en çok tahrip olan ve bu yüzden onarım gören savunma kalelerinin başında gelmektedir. Geçirmiş olduğu yüzlerce onarım yüzünden özgün plan ve mimarisini kaybeden Kars Kalesi, günümüzde bile Anadolu’daki Osmanlı Devleti dönemi kalelerinin en görkemlisi olma özelliğini taşımaktadır.

Kaynak: Oktay BELLİ / Kars-Ardağan-Iğdır Kalkınma Vakfı, KARS Dergisi 5. Sayı

Yorum yapın

Emailiniz görünmeyecek. Doldurulması zorunlu alanlar *

*