Şahmaran Efsanesi

Ani’nin Şahmaran Efsanesi…

Kara kışın Ani’yi bembeyaz ettiği zemheri ayında,

Yemyeşil baharın doğaya can verdiğinde,

Kurak geçen yazların toprak anayı kırdığında,

Yeni doğan sabah güneşinin,

Polatoğlu Kilisesi’nin taşlarını ısıttığında…

Ani Antik kentinin Bostanlar deresindeki mağara evlerinin birinde Bozok adında, genç kızların kalplerini kıpırdatan yakışıklı, yiğit bir genç yaşarmış. Bozok, günlerden bir gün kaybolan koyunlarını bulabilmek için karanlık mağaralardan birine girmiş. Işık olmayan mağarada önünü göremediği için ayağı taşa çarpıp düşünce, volkanik tüf taşından oluşmuş mağara tabanı büyük bir gürültü ile çökmüş, Bozok’un iri bedeni yuvarlana yuvarlana yerin yedi kat altındaki yılanlar ülkesine düşmüş.

Bozok, kan revan içinde ayağa kalkıp etrafına bakınca; şırıl şırıl suların arasında, mis kokulu rengârenk çiçeklerin açtığı, yeşilin yedi renginin süslediği, uçsuz bucaksız üzüm bağları ile bezenmiş cennet misali bir yere geldiğini anlamış; ama kısa bir süre sonra yüzlerce zehirli yılanın geldiğini görünce de çok korkmuş.

Zehirli yılanlar, ülkelerine izinsiz giren Bozok’u kıskıvrak yakalayıp; her derdedeva yüreği ile sevginin, sadakatin, ve bereketin sembolü olan yer altı ülkesinin kraliçesi yılanların sahi Şahmaran’ın sarayına götürmüşler.

Bozok, yılan figürlü som altından sütunlarının parıldadığı, pırlantalar ile bezenmiş muhteşem sarayı görünce hayretler içinde kalakalmış. İte kaka Şahmaran’ın huzuruna götürülen Bozok; karşısında yılan bedenli, altın sarısı saçlı, ay yüzlü, ceylan gözlü yaratığı görünce çok korkmuş; ama bir müddet sonra kendisine bakan Şahmaran’ın sevgi dolu gözleri karşısında, güzeller güzeli bu yüze kendinden geçercesine uzun uzun bakakalmış.

Zehirli yılanların tehditkar tavırlarına karşın nur yüzlü bu kadın Bozok’a yaklaşıp; “Korkma benden, ben yılanlar ülkesinin kraliçesi Şahmaran’ım. Hiçbir kötülüğün olmadığı ve herkesin barış içinde kardeşçe yaşadığı huzur dolu krallığıma izinsiz girip ülkemin yerini öğrendin. Bu durum senin için bir ölüm sebebidir, buraya neden geldin?” demiş.

Bozok başından geçenleri bir bir anlatmış. Şahmaran olanları dinledikten sonra; düşünmüş taşınmış, bir müddet sonra konuşmaya başlamış; Ey Ötügen’in yer yüzünden gelen insan-oğlu, insanların güzellikleri ve iyiliklerinin yanında zaafları da vardır: menfaat, ihanet ve nankörlük gibi… Umarım sen onlardan değilsin.

Aslında seni öldürmem gerekir; ama sana kanım kaynadı, ömür boyu ülkemde kalman şartı ile seni affediyorum; şunu bilesin ki, bu şart ülkemi korumak içindir, eğer dönmene izin verirsem, yeryüzünün kötü insanları gelir ülkemi ve beni yok ederler.

Bozok, hem ölümden kurtulmak, hem de içinde başlayan sevgi için, bu şartı hemen kabul etmiş.

O günden sonra Şahmaran ile Bozok hep birlikte olmuşlar. Devasa cennet bahçelerinde ve üzüm bağlarında birlikte dolaşmışlar; sıcacık kalpleri bir binleri için çarpmış ve böylece zaman içinde tarihin en soylu aşklarında birisi doğmuş. Bu cennet misali diyarda uzunca bir süre sevgi ve huzur içinde beraberce yaşamışlar.

Gel zaman git zaman Bozok yeryüzünü ve anasını özlemeye başlamış… Bu özlem bir müddet sonra dayanılmaz olmuş. Birlikte olduldarı bir gün gitme isteğini, Şahmaran’a da açıp. “Ne olur Şahmaran beni serbest bırak, yeraltı dünyanızla ilgili kimseye bir şey söylemeyeceğim.” demiş.

Sevdiğinin kendisinden sıkıldığı hissine kapılan Şahmaran çok üzülmesine rağmen; Bozok’un bu isteğini aylarca düşündükten sonra çaresizce kabul etmiş ve şöyle demiş: “Ey Bozok, bana sevginin en yücesini bağışlayan yiğit; ülkemde huzur ve barış içinde yaşadığın halde gitmek istiyorsun. Eğer gitmene izin verirsem, başıma gelecekleri hissediyorum; ama sana olan sevgim nedeni ile izin veriyorum; ama şunu bil ki, bu yeraltı ülkesinde aşklar süreklidir. Yüreğim senin için çarpacak ve her zaman senin olacak, seni her zaman bekleyeceğim.”

Aradan aylar geçmiş hüzünlü bir ayrılıktan sonra; Bozok, Şahmaran’ın yardımıyla Ani’nin yanındaki Bostanlar deresindeki mağara evine ve anasının yanına dönmüş.

O günden sonra Şahmaran’ın dillere destan sarayından adeta hayat durmuş, sevdiğinin hasretine dayanamayan Şahmaran yemez içmez olmuş, nur yüzü sararıp solmuş… Her gün sarayında Bozok’u umutsuzca beklemiş.

Yılanlar ülkesinde bunlar olurken, o zamanlar yeryüzünün en güzel ve zengin şehirlerinden olan ipek yolu üstündeki Ani‘nin zalim kralı amansız bir hastalığa yakalanmış.

Kars Platosu’nun bütün hekimleri çare aramışlar olmamış; haber ipek yolu üstündeki deve kervanları ile Ermenistan’a İran’a, Afganistan’a, Pakistan’a ve Çin’e Maçin’e kadar gitmiş. Krala şifa bulmak için birçok hekim ve büyücü gelmiş sihirli kokular tütsüler getirmişler. Olmamış… Dans eden yılanların ülkesi Hindistan’dan Budist ve Hindu rahipler gelmiş yılan zehrinden yapılan ilaçlar getirmişler. Olmamış… Haber Arap ellerine de gitmiş, uçan halılar üstündeki büyücüler ve sihirbazlar gelmiş; ama onlar bile bir şifa bulamamışlar.

Son çare olarak Ani kralının hekim başı, kâhini ve sihirbazı bir araya gelmişler, büyücüsünün camdan sihirli küresine de bakmak istemişler. Cam küre; Ani Kralı, yer altı ülkesin Kraliçesi Şahmaran’ın her derde deva taze yüreğini yerse şifa bulacağını söylemiş.

O günden sonra kralın tellalları; bu haberi ülkenin dört bir tarafına iletmişler. Şahmaran’ın yerini söyleyene veya bulana armağanlar verileceği duyurmuşlar; haber Bostanlar deresinde yaşayan Bozok’un kulağına kadar gitmiş; ama o bu sözlere aldırmamış, kimseye de bir şey söylememiş. Aradan aylar geçmiş;

Bir gün Bozok, Bostanlar deresinde arkadaşları ile gezerken küçük bir yılan görmüş, arkadaşlarından ayrıldıktan sonra, yılanı yerden alıp okşamaya başlamış, o an yer altı ülkesinde bıraktığı sevgilisi Şahmaran’ı aklına gelmiş, elinde olmadan eski aşklarını küçücük yılana sevgi dolu sözlerle uzun uzun anlatmaya başlamış. Bozok’un arkadaşları bu durumdan şüphelenip, onun yılan ile konuşmalarını gizlice dinlemişler. Ertesi gün haberi Ani Kralına iletmişler. Kral, Bozok’u hemen huzuruna çağırıp Şahmaran’ın yerini göstermesini istemiş; ama Bozok Şahmaran’ın yerini söylememiş.

Ani Kralı ısrarlarına devam edip, Bozok’u günlerce tehdit etmiş, işkence etmiş olmamış, bir sandık altın vereceğini vaat etmiş; olmamış; ama Kral hazinesini ortaya koyunca Bozok’un dili çözülmüş, daha fazla direnmeden Şahmaran’ın yerini söyleyivermiş.

Kralın cellâtları Bozok ile beraber Bostanlar Deresindeki karanlık kuyuya gidip açılan delikten sessizce içeri girmişler, nöbet bekleyen yılanlara görünmeden muhteşem sarayında umutsuzca tek başına sevdiğini bekleyen Şahmaran’ı bulmuşlar.

Bozok’u karşısında gören Şahmaran önce çok sevinmiş, sevgi dolu yüreği göğüs kafesinden fırlayacakmış gibi olmuş; ama yürekten gelen sevinci uzun sürmemiş, sevdiğinin yanında iri kıyım cellâtları görünce ihanetine uğradığını hemen anlamış, adeta yıkılmış Bozok’a dönüp titrek bir ses ile;

-Kalbimin sahibi, yaşamımım anlamı Bozok; kutsal ülkemin yerini kimseye söylemeyeceğine yemin etmedin mi? Kalbimi sana vermedim mi? Seni sevmedim mi? Aklını nasıl çeldiler? Neden aşkımıza ihanet ettin? Seni beklerken, neden cellâtlarımla geldin?

Bu ithamlar karşısında hatasını anlayan Bozok, bir tek söz bile söyleyemeden başını öne eğmiş ve öylece kalakalmış. Şahmaran, Bozok’a olan sadakati ve aşkına karşılık; ondan gördüğü büyük ihanet karşısında bütün direncini kaybetmiş, hiç yaşlanmayan Şahmaran’ın yüzü solmuş, yaşama umudunu yitirmiş, sarı saçlı ceylan gözlü yüzünü, kocaman vücudu arasına umutsuzca gizlemiş, öylece ölümünü beklemeye başlamış.

Ani kralının cellâtları, Şahmaran’nın karşı koymayan iri bedenini sıkıca bağlayıp kimseye görünmeden yeryüzüne çıkarmışlar. Yerin yedi kat altındaki som altından yapılmış sarayından kaçırılan Şahmaran’ı, yeraltı ülkesinin yılanları her yerde aramaya başlamışlar, ama onu bir türlü bulamamışlar…

Ani’nin Bostanlar deresine bakan Polatoğlu Kilisesi’nin siyah merdivenlerinin yanı başındaki uçurumun kenarında Bozok’un gözleri önünde Şahmaran’ın karşı koymayan koca bedenini yere yatırmışlar.

Bozok, Şahmaran’a yaptığı ihaneti geç de olsa anlasa bile iş işten çoktan geçmiş. Var gücü ile defalarca Şahmaran’nını kurtarabilmek için cellâtlara karşı koymuş; ama nafile olacaklara bir türlü engel olamamış. Kralın cellâtları Bozok’a aldırmadan Şahmaran’ın ölmesini bile beklemeden göğüs kafesini kesip kanlar içindeki iyilik ve şifa dolu yüreğini çıkarıp hükümdara götürmüşler.

Bozok, Polatoğlu Kilisesi’nin temel taşlarının yanı başına yatırılan Şahmaran’ın can çekişen bedeni karşısında daha fazla dayanamamış, hele bir de cellâtlar kanlar içindeki bedeni uçurumdan aşağıya atınca oracıkta deliye dönmüş, aklını yitirmiş. Bostanlar deresine dönüp şuursuzca;

 

Şahmarannn !

Şahmarannn!

diye avazı çıktığı kadar bağırmış.

Bu ses o kadar güçlüymüş ki adeta yer gök inlemiş, Bostanlar deresinin karşı yamacında bile defalarca yankılanmış. Yankılanan ses, göğün yedi kat üstündeki Gök Tanrı’ya kadar ulaşmış… Bağırmaktan bitap düşen Bozok, ardından kendini uçurumdan aşağı atmış.

Bozok’un kayalara düşen bedeni paramparça olunca yüreği yerinden fırlayıp toprağa düşmüş. Şahmaran’ın yılanlarından biri; taşlar üzerindeki Bozok’un yüreğini yutmuş. Bu yılan, Şahmaran ölünce, ölümsüz ruhunun geçtiği dişi yılanmış…

Bozok cennetteki Şahmaran’ın yanına mı gitmiş? Yoksa cehenneme mi? Bilinmez; ama Bostanlar deresinin kartalları ve kuzgunları ve Bozok’un cansız bedeni üstünde uçmaya başlamışlar…

Olur ya bir gün Ani Antik Kenti‘ne yolunuz düşer de, yerde küçük bir yılan görürseniz;

Ona sakın dokunmayın,

Onu da Şahmaran gibi öldürmeyin…

Kim bilebilir ki, o küçücük yılan; Bozok’a olan aşkına karşılık, canice öldürülen yeraltı ülkesinin iyi kalpli kraliçesi Şahmaran’ını arıyordur…

Salıverin, bırakın gitsin…

O günden sonra Şahmaran efsanesi İpek Yolu boyunca kulaktan kulağa yayılmış; her derde deva olan yüreği ile Şahmaran; aklın, sevginin, sadakatin, şefkatin, dürüstlüğün ve bereketin sembolü olmuş.

Bozok da ihanetin…

Bir gün Ani’ye giderseniz, Bostanlar deresinin yamacındaki Polatoğlu Kilisesi’nin üç basamaklı siyah taştan yapılmış temel merdivenlerinin üçüncü basamağına oturup Bostanlar deresine doğru bakın.

Şahmaran’ın oracıkta kesilip şifalı yüreğinin can çekişen bedeninden çıkarıldıktan sonra uçurumdan atıldığı o anı hatırlayın.

Şahmaran’ın bedenini anımsatan derin vadiye uzunca bir süre bakın, yılan deliklerini andıran oyukları ve Bozok’un da oturduğu eski mağara evlerini göreceksiniz orada. Vadinin ortasında kendisini yılana benzetmek istercesine kıvrım kıvrım akan nazlı, cılız bir dere size bir şeyler anlatmak isteyecektir kendi aklınca.

Sonra üşenmeden ayağa kalkıp,

Şahmarannnnn

Şahmarannn…

diye avazınızın çıktığı kadar bağırın.

Göreceksiniz, Bozok’un ölmeden önceki gökyüzüne kadar yükselen haykırışı, o acı günü unutmayan Bostanlar deresinin karşı yamaçlarındaki kayalardan size yankı olarak geri dönecektir.

***

Derler ki; Şahmaran’ın katlinden sonra sonra Ani’yi bir uğursuzluk kaplamış. Yerin yedi kat altındaki Şahmaran’ın ülkesinin kızgın ruhları, Ani topraklarını sürekli sallar olmuş.

Acı ve ihanet dolu o günden sonra Ani Antik Kenti’nin yüzü bir daha hiç gülmemiş, tarihin derinliklerinden gelen ozan o günleri asırlar sonra şöyle yorumlamış.

” …Kiminin şerri, tacını, tahtını devirdi?

Kiminin bedduası, alt-üst çevirdi?

Kiminin ateşi düşüp, külünü savurdu?

Yandı mı gül şamn hoş bağın Ani?”

Ani Antik Kenti, o günden sonra bir daha hiç şenlenmemiş…

***

Şahmeran efsanesinin anlatımı bitince, Polatoğlu kilisesinin merdivenleri üstünde oturan masalcı nine güçsüz ve titrek bedeni ile eğri büğrü asasının üzerine basarak zor bela doğrulup…

“Bu günlük bu kadar, olur ya ömrüm vefa ederse, yine sizlere herhangi bir zaman diliminde, Ani Antik Kenti’nin herhangi bir köşesinde göklerin yüce ruhu Tengri’den veya toprak ana Ötügen’den masallar ve efsaneler anlatırım.” demiş. Ardından, Bostanlar deresinin yanı başındaki derme çatma evine doğru gitmeye çalışan masalcı nine akşamın loş karanlığında gözden kaybolmuş…

Kaynak: Kars Dergisi, Kars Kültür ve Sanat Derneği Başkanı Vedat Akçayöz

Yorum yapın

Emailiniz görünmeyecek. Doldurulması zorunlu alanlar *

*